in

Kapsamlı Kudüs Dosyası

FİLİSTİN toprakları Akdeniz’in doğu kıyısın­la yer alır; Aşağı Litani Irmağı, Gazze vadisi Arabistan Çölü ile sınırlanır. Bugün İsrail Ürdün ile Mısır’ın bir bölümü bu topraklar içinde kalır. Filistin adını İÖ 12. yüzyılda bölgenin güneyine yerleşen Filistiler diye bilinen bir halktan alır. Bölge Museviler, Hiristiyanlar ve Müslümanlarca kutsal sayılır.

Bu tek tanrılı üç büyük din için kutsal kabul edilen yerlerin büyük bölümü Kudüs yöresinde toplanmıştır. Hz. İsa’nın doğduğu yer ve gömüldüğü Kutsal Kabir. Hz. Muhammed’in göğe çıktığı (miraç) yer sayılan Mescid-i Aksa, Hz. İbrahim’in kurban kestiği kaya sahra (Hacer-i Muallak) Kudüs yöresindeki ömemli kutsal yerlerden birkaçıdır. Kutsal kitap’ta (Tevrat-İncil) Hz. İsa’ya ilişkin anlatılan öykülerin çoğu da Celile bölgesinde geçer.

Filistin’de bilinen en eski yaşam izleri İÖ 5000-4000 yıllarına uzanır. O yıllarda Filistin halkı, göçebe ya da yarı göçebe yaşamı sürdüren küçük topluluklardan oluşuyordu. Daha sonra Mısırlılar ile Hititler’in uzun süre uğruna savaştıkları bölge İÖ 1286’da Kadeş Savaşı’yla kesin olarak Mısır egemenliği altı­na girdi. Bu yıllarda İsrailoğullan da Hz. Musa önderliğinde Mısır’dan kaçarak Filis­tin’e yerleştiler. Bu toprakların tanrı tarafın­dan kendilerine vaat edildiğini öne sürerek İsrail Krallığı’nı kurdular. Filistin islamiyet’ in doğup yayılmasına kadar İran, Mezopotam­ya, Yunan, Roma, Mısır ve Makedonya dev­letleri arasında sık sık el değiştirdi. Hali­fe Hz. Ebubekir döneminde. 634-637 yılları arasında Filistin’in üç büyük kenti CJazze, Ecnadeyn ve Kudüs Arapların eline geçti. Yörenin tümünün Araplarca fethi ise Abba­siler döneminde tamamlandı. 1099’da Ku­düs’ü ele geçiren Haçlılar 1100’de burada bir Latin Krallığı kurdularsa da kısa ömürlü olan bu krallığa 1187’de Eyyubiler son verince, Filistin yeniden Müslüman egemenliğine gir­di. Filistin 1516’da Yavuz Sultan Selim tarafından Osmanlı topraklarına katıldı. Bölgede 400 yıl süren Osmanlı egemenliği 1918’de sona erdi; Filistin İngiliz kuvvetlerinin eline geçti.


Filistin’de Yahudiler’in devlet kurma eği­limleri 19. yüzyılın ikinci yarısında hız kazan­maya başlamıştı. 1882’de Rusya’dan göçen Yahudiler Filistin’e yerleşerek tarımla uğraşmaya başladılar. Böylece Siyonizm denen ve Yahudiler’in Filistin’de bir devlet kurması amacını güden hareket başlamış oldu. Bu hareketin öncüsü Theodor Herzl’di. Osmanlı Devleti’nin son dönemlerinde de II. Meşrutiyet’ten sonra Yahudiler’in Filistin’e yerleşme­lerine ve toprak almalarına izin verilmesi bölgede Yahudi nüfusunun artmasına yol açtı.

I.  Dünya Savaşı’nın ardından toplanan San
Remo Konferansı Filistin’i İngiliz manda yö-
netimine bıraktı. İngiltere daha 1917’de Balfour Bildirisi’yle Filistin’de Yahudiler için ulusal bir yurt oluşturulmasını destekleyeceğini açıklamıştı. San Remo Konferansı’nda da kabul edilen bu bildiri 1922’de Milletler Cemiyeti’nce Yahudi göçünün kolaylaştırılmasına ilişkin hükümlerle genişletildi.

İngilizler’in Yahudiler’i yanlarına alarak bir Yahudi devleti kurma çabalarına, Araplar sert tepki gösterdiler. 1920’de çeşitli ayak­lanmalar olduysa da İngilizler 1922’de Filis­tin’e Yahudi göçünü düzenleyen bir program uygulamaya başladılar. Filistinli Araplar ile Yahudiler arasındaki çatışma 1929’da çok sayıda kişinin ölümüne yol açtı. Ne var ki, İngiliz mandası altında bulunan Filistin’de Yahudi varlığı hızla büyümekteydi. Ekono­mik, toplumsal ve kültürel bakımdan önemli adımlar atılıyor, Yahudi yerleşim yerlerindeki kentleşme ve sanayileşme gelişiyordu. Alman­ya’da Yahudiler’i yok etme siyaseti güden Naziler’in iktidara gelmesinden sonra Filistin’e bu ülkeden Yahudi göçü daha da yoğunlaş­tı. Üç yıl içinde 135 bin Yahudi Filistin’e geldi. Kuşkusuz bu durum Araplar’ın tepkile­riyle karşılaştı ve Yahudiler’le olan çatışmalar daha da arttı. Araplar’ın büyük eylemlerinden biri de 1936’da, Nisan ve Ekim ayları arasında yaptıkları genel grevdi. Bu grevi Filistin halkını temsil eden iki büyük parti örgütlemişti. 1937-38 yıllarındaki Arap ayak­lanmalarında çok sayıda Filistinli yaşamını yitirdi.

II.  Dünya Savaşı daha başlamadan İngilizler, Araplar’la dostluk kurmayı Ortadoğu’da İngiliz egemenliği için zorunlu gördüler.
Araplar’ı yanlarına çekmek için, Filistin’e Yahudi göçünü sınırladılar. Yahudiler’in Filistin’de toprak satın almalarını yasakladılar
ve 10 yıl içinde bağımsız bir Filistin devleti kurulması için söz verdiler.

II. Dünya Savaşı bittikten sonra Filistin ile ilgilenmeye başlayan ABD, Yahudiler’in ya­nında yer aldı. Bı. sırada savaş süresince Yahudi terör örgütlerinin uyguladığı şiddet eylemleri daha da yoğunlaştı. Londra’da ABD, İngiltere, Yahudi ve Arap temsilcileri­nin sürdürmekte oldukları görüşmeler Yahu­di terörünün sürmesi redeniyle 1947 başında yarıda kesildi. Bunun üzerine İngiltere soru­nu Birleşmiş Milletlerin gündemine getirdi. Birleşmiş Milletler’in kurduğu komisyon, Fi­listin’de Arap ve Yahudi devleti olmak üzere iki devlet kurulmasını, ekonomik bakımdan bu iki devletin birbirine bağımlı olmasını ve Kudüs’ün de Birleşmiş Milletler’in denetimin­de kalmasını kararlaştırdı. Komisyonun öne­risi 1947 sonunda Birleşmiş Milletler’ce de benimsendi. Ama Araplar bu öneriyi kabul etmediler. Birleşmiş Millet Ser kararının he­men ardından Filistin’de Yahudiler ile Arap­lar arasında iç savaş başladı. 14 Mayıs 1948’de İngilizler’in Filistin’den çekildikleri gün İsrail Devleti’nin kurulduğu ilan edildi. Birkaç saat içinde ABD, yeni devleti tanıdığını dünya kamuoyuna açıkladı. Bu durum karşısında Mısır, Irak, Suriye ve Ürdün orduları ertesi gün İsrail’e savaş açarak Filistin’e girdiler. 1949 yılına kadar süren savaşın sonunda İsrail Birleşmiş Milletler kararıyla belirlenen top­raklardan çok daha fazlasına sahip oldu.

Büyük devletlerin desteği ile terör ve şidde­te dayanılarak Filistin toprakları üzerinde israil Devleti’nin kurulmasından sonra 200 bin Filistinli yurtlarından koparak komşu Arap ülkelerine göç etti. Bölgeyi sürekli bir çatışma alanına çeviren bu durum 1967, 1973 ve 1982 yıllarında yeni Arap-İsrail savaşları­nın çıkmasına neden oldu. Bu savaşlar sonunda İsrail bölge­de daha da yayılarak, Filistinlileri yok etme­ye yönelik girişimlerini yoğunlaştırdı. Filistin­liler, 1964’te kurulan Filistin Kurtuluş Örgütü (FKÖ) ile temsil ediliyorlardı (filistin Kurtuluş Örgütü). Filistin Kurtuluş Örgütü, topraklarından atılan Filistinliler’in yurt öz­lemlerini dile getirme görevini çok çeşitli eylem biçimleriyle sürdürdü.

Filistin direnişi­ni dünyaya duyurmaya çalışın

Ama, İsrail işgali altındaki Batı Şeria ve Gazze’de yaşa­yan Filistin halkının Aralık 1987’de başlattığı ayaklanma bütün dünyanın dikkatini Filistin halkının sorunlarına çekmede daha başarılı oldu. Filistin Kurtuluş Örgütü’nün önderi Yaser Arafat’ın yıllardır gerçekleştirmeye ça­lıştığı bir Filistin devleti kurma amacına yak­laşıldı { Arafat, Yaser). Filistin örgütleri­ni birleştiren Filistin Ulusal Konseyi Aralık 1988’de Cezayir’de toplanarak Bağımsız Filis­tin Devleti’nin kurulduğunu ilan etti. Filistin Ulusal Konseyi İsrail’in varlığını da tanıyor­du. Bağımsız Filistin Devleti’nin, İsrail tarafından işgal edilmiş topraklarda kurulmasını çok sayıda ülke destekledi.

FİLİSTİN KURTULUŞ ÖRGÜTÜ

Filistin ulusal varlığını sürdürmek, bu topraklarda demokratik, laik ve ulusal bir Filistin devleti kurmak amacıyla kurulmuş çeşitli siyasal ve askeri kuruluşların tümünün oluşturduğu bir örgüttür. 1948’de Filistinli Araplar’ın toprak­ları üzerinde İsrail Devleti’nin şiddet yoluyla kurulması bir direniş hareketinin doğmasına yol açtı. Yurtlarında kalan ya da komşu Arap ülkelerine göç eden Filistinliler’ce çeşitli siya­sal ve askeri direniş örgütleri kuruldu. Ama bu örgütlerin hiçbiri , diğer ülkeler ve ulus­lararası kuruluşlarca Filistinliler’in sözcüsü olarak kabul edilmiyor; bu görevi komşu Arap ülkeleri yürütüyordu, 1960’lara gelindiğinde Arap ülkeleri arasın­da baş gösteren anlaşmazlıklar Filistin’in kurtuluşu için savaşacak ve sorumluluk üstlenecek bir örgüt kurma düşüncesini yarattı. ‘   Gerçekleştirilen çeşitli toplantı ve çalışmaların sonunda 28 Mayıs 1964’te toplanan Filistin Ulusal Kongresi, Filistin Kurtuluş Örgütü’ nün kurulması kararını aldı ve başkanlığına’da Ahmet Şukeyri’yi getirdi. Aynı yıl eylül ayında toplanan Arap Zirvesi, Filistin Kurtu­luş Örgütü’nün kuruluşunu onayladı ve Arap ülkelerinin Filistin Kurtuluş Örgütü’ne karşı *   yükümlülüklerini saptadı. Toplantıda ayrıca   örgüte bağlı Filistin Kurtuluş Ordusu adı altında düzenli bir silahlı gücün oluşturulma­sına da karar verildi. 1967’de çıkan savaşta Araplar’ın İsrail karşısında ağır bir yenilgiye uğraması Filistin Kurtuluş Örgütü’nü de sars­tı. Ahmet Şukeyri başkanlıktan ayrıldı; yerine Yahya Hammuda geçti. Filistin Kurtuluş Ör­gütü’nün parlamentosu konumunda edan Fi­listin Ulusal Konseyi 1968 Haziran’ındaki dördüncü toplantısında Filistinli gerilla örgüt­lerinin Filistin Kurtuluş Örgütü’ne alınmasını kararlaştırdı. 1969’da toplanan beşinci kon­grede gerilla örgütlerinin en güçlü ve etkini olan el-Fetih’in önderi Yaser Arafat. Filistin Kurtuluş Örgütü’nün yürütme kurulu başkan­lığına getirildi.

Filistin Kurtuluş Örgütü İsrail’e komşu Arap ülkelerini birer asker, üs olarak kullan­dı. Ama Arap ülkeleri, İsrail’in Filistinliler’i bahane ederek kendi ülkelerine saldıracaklarından korkuyor, Filistinlilerden rahatsız olu­yordu. Bu durum Filistin Kurtuluş Örgütü ile Arap ülkeleri arasında ciddi çatışmalara yol açtı. 197ü’te gene bu yüzden Ürdün Kralı Hüseyin’in Filistin gerilla kamplarını yok etme çabası büyük bir Katliamla sonuçlandı. Daha sonra Lübnan’a yerleşen Filistinliler, 1975’te Tel Zaatar, 1982’de Sabra ve Şatilla kamplarında İsrail ordusunun havadan bom­bardımanı ve Lübnanlı Hristiyan Falanjistler’ in saldırısı sonucu büyük kayıplar verdiler.

Filistin Kurtuluş Örgütü 1973’ten sonra diplomatik çalışmalara ağırlık vermiş ve ken­disinin bir sürgün hükümeti olarak tanınması­nı istemiştir. Filistin Ulusal Konseyi 1974’teki 12. toplantısında 10 maddelik bir programla örgütü genişletti. Program işgal altındaki Fi­listin topraklarından kurtarılacak her yerde Filistin Kurtuluş Örgütü’nün egemenliğini öngörüyordu. Aynı yıl Arap ülkeler , Filistin Kurtuluş Örgütü’nü Frıstirıliler’in tek meşru örgütü olarak tanıdı. Ardından Birleşmiş Milletler’de de tanınan örgüt. Birleşmiş Milletler’de ve bağlı kuruluklarında üye konumu­na geldi. 100’ü aşkın ülkede örgütün büro­ları açıldı. Filistin Kurtuluş Örgütü’nü tanı­yan ülkelerden biri de Türkiye oldu .

Kutlu Kudüs Davasında Müslümanların İmtihanı

3 büyük din tarafından kutsal sayılan Kudüs , müslümanlarca özel öneme sahiptir. Günümüz politikacıları ve siyasi şartları nedeniyle Filistinlilere yeterli yardım yapılmamaktadır. Katledilen Filistinlilerin ardından neredeyse bütün müslümanlar ,kendi ülkelerinde gösteri düzenliyorlarsa da Filistin ve Kudüs’ün yahudi işgalinden kurtulabilmesi için yeni Selahaddin-i Eyyubilere ihtiyaç vardır . Ahir zaman müslümanlarının en büyük imtihanlarından biri olan Filistin ve Kudüs esaretinden kurtulmadıkça ,bu dönemde yaşayan müslümanlar Allah katında mesuliyetlerinin hesabını mahşerde vereceklerdir.

Değerlendirmek ister misiniz?

0 points
Upvote Downvote

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

0

Comments

0 comments

Firdevsi hakkında bilmek isteyeceğiniz 49 Bilgi

ENDERUN